turkishhiphop

Hiphop
 
AnasayfaRadyoTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Sagopa Kajmer Yeni Ep Albüm Tanıtım Ve İndirmek için Tıkla ( Linki Görebilmek içinÜye Olmalısın
http://turkishhiphop.lifeme.net/sagopa-kajmer-f42/sagopa-kajmer-saykodelik_ep-indir-t228.htm#258

Paylaş | 
 

 U.L.a.Ş Röportajı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
...feys...
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 27/07/09
Nerden : KOC4EL1

MesajKonu: U.L.a.Ş Röportajı   Çarş. Tem. 29, 2009 7:34 pm

U.L.a.Ş Röportajı



Buğu: Biz seni tanıyoruz ama tanımayanlar olabilir bize kendinizi tanıtabilir misin?

U.L.a.Ş: 1996 yılında müziğe (Rap Müzik) henüz çocuk yaşlarında başlamış, Türkiye çıkışlı "ilk jenerasyon"un
en küçüklerinden birisi olan, İzmir - Karşıyaka'da doğmuş ve büyümüş, üniversite sebebiyle İstanbul'a
yerleşmiş ve üniversite mezuniyetinden sonra da hala İstanbul'da ikamet eden, işini en iyi şekilde
yapmaya çalışan, laf olsun diye değil, bir şeyler anlatmak için, kişisel mesajlardan ağırlıklı olarak
sosyal ve toplumsal olgular üstüne çalışan ya da kişisel karakterleri bile toplumun parçası olarak
karakterize eden biri olduğumu söylemem en azından bir noktaya kadar kendimi tanıtabilmiş olmam için
yeterlidir sanıyorum. İşte halkın içinden, U.L.a.Ş diye birisi. Özetle bu.


Buğu: Taş Odadan ayrılalı 2 sene oldu ve sonrasında Peak Music Production ekibini kurdunuz bu ekipde kimler
var, nasıl kuruldu bize bunlardan bahsedermisin?

U.L.a.Ş: Taş Oda'dan ayrıldığım için kurulmadı Peak Music Production (.Peak Pro.), ikisinin birbiriyle en ufak
bir sebep sonuç ilişkisi yoktur. Taş Oda tamamen profesyonel normlarda düşünülen bir albüm çalışması
için atılmış imzalar karşılığında yürütülen bandrollü bir projeydi diyebilirim. Peak Pro. ekibini ise, müzik
yapmayı seven, müzik dışında günlük hayatları olan (kimisi mimar, kimisi öğrenci, vs...), müzik yapma
nedeni ve açılımını bir şeyler ispatlamak değil, bir şeyler anlatabilmek ve kendini her seferinde
geliştirmek olarak tanımlayan amatör ruhlu profesyonel dokulu beyinlerin parçalar halinde bir bütünü
oluşturması olarak tanımlayabiliriz. Yani bu ekipteki herkesin hedefi en iyisinin biraz daha üstüne
çıkabilmektir ki burda konmuş kota ülke sınırlarıyla değil Dünya sınırlarıyla belirlenmiştir. Ama bu
ekip tüm bu azminin yanında hiç bir rekabetin çirkinliğiyle vakit harcamaya niyeti olmayan, canı sadece
müzik yapmak istediği için en iyisini yapmaya çalışanların birlikteliğidir.
Ekip içerisinde bir görev ve iş dağılımı vardır. Kimse tüm işi tek başına yapmaz. Beat'leri yapanlar,
miks ve masteringleri yapanlar, canlı enstruman konusuyla ilgilenenler, sözleri yazıp, vokali yapan vs...
Bu yüzden Peak Pro. hep söylediğim gibi bir Rap örgütü, çetesi değil, bir müzik birlikteliğidir ve
başarı kıstası kimi ne kadar ezebildiğiyle değil, müzikalitesiyle belirlenmiştir.

İçinde Mehmet Emin Bayraktar (Mebayra), Faruk Uyan (FU.ian), Yuken ve Hazar ile benim bulunduğum
5 kişilik bir müzikalite keşifçileri diye de tanımlayabilir bu ekibi. Ama bu demek değil ki hep 5 kişi
kalacağız. Doğru ve kaliteli isimler buldukça bünyemize dahil ederek albüm çalışmalarını gerek
underground için, gerekse bandrollü için yürüteceğiz. Kaldı ki bunu sadece Rap için de söylemiyorum.
İleride R&B, Rock vs... türünde yeni sanatçılarıda bünyemize katarak albümlerini hazırlayacağız. Ama şu
an için ekibin esas projesi U.L.a.Ş'tır. Lakin Peak Pro. yeni ve iyi isimleri buldukça farklı
çalışmaların içerisinde de olacaktır. Şimdilik Peak Pro. birlikteliğini kısaca böyle özetleyebilirim.

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Buğu: Underollü Albüm çıkalı 4 ay oldu. Dinleyicilerden olumlu yönde eleştiriler aldın bu senin için bir
gurur kaynağı olsa gerek ve bu albümde bir çok şarkıyla beraber, en çok ilgi çeken parça 'Behçetin
Öyküsü' oldu bu parça ortaya nasıl çıtkı?

U.L.a.Ş: Elbette dinleyenlerden alınan güzel tepkiler hem gurur kaynağımız hem de bununla birlikte azmimizi
körükleyen en değerli yakıtımız kıvamındadırlar. Onlar olmadan bu işin tadı da olmaz zaten. Senin de
söylediğin gibi Underollü Albüm'de bir çok şarkı ilgi çekti. SperMan 2008 - Tarih - Bu Beyler - Die
Bitch - '96 gibi. Tabi bunlarla beraber Behçet'in Öyküsü'de oldukça ilgi topladı ve zaten değerli bir
yönetmen arkadaşın (Özcan Tekdemir'in) de katkılarıyla o şarkıya bir de klip çekildi.

Şarkıya gelince, benim kafamda kimisi tamamen kurgu, kimisi tamamen gerçek, kimisi yarı kurgu yarı gerçek
onlarca hikaye ve karakter var. Doğru beat geldiğinde sahneyi alma sırası kime geldiyse o sahneye çıkıp
anlatılması gerekeni kendi penceresinden anlatıyor. Behçet'de yarı kurgu yarı gerçek bir U.L.a.Ş
tiplemesiydi. Faruk o beat'i bana yolladığında hemen elime kağıdı ve kalemi alıp Behçet'in trajik
hikayesini anlatmaya başladım. Evet gerçekten de ortaokul zamanlarımda yaşadığım üzücü bir öyküdür bu,
ancak şarkıdaki çoğu nokta da gerçeğin üstüne örtüştürülmüş, tamamlayıcı etkisi olan bir çeşit kurgudur.
Yani mesela hiç bir zaman bana bir kadından bahsetmedi, hatta hiç bir zaman başbaşa oturup konuşmadık ve
hatta şarapla ilgili bir problemimde (sevmem ama) yoktur. O kısımlar, şarkıya anlam bütünlüğü ve hikaye örgüsü
kazandırmak için tamamen kendi kurguladığım kısımlardır. Kalanı ise gerçektir. Özetle, kafamdaki onlarca
hikayeden veya kahramandan birisine uygun bir beat elime geçti ve sahne sırası Behçet'in di. O da çıkıp kendi
öyküsünü kendi penceresinden anlattı. İşin özü budur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.yedihuzun.com\forum
...feys...
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 27/07/09
Nerden : KOC4EL1

MesajKonu: Geri: U.L.a.Ş Röportajı   Çarş. Tem. 29, 2009 7:37 pm

Buğu: Peki bu albümde diğer albümlerinde olduğu gibi SperMan karakteri yer alacak mı?

U.L.a.Ş: Hayır, o yok. Ama bu albümde yeni bir karakterle daha tanışacaksınız "MARK.A". 'Bonus Track'teki
skit'te önce kendini size tanıtacak, sonra onun hikayesini ve şarkısını dinleyeceksiniz. En az SperMan
kadar renkli bir karakterle tanışacağınızdan emin olabilirsiniz. Ama kişiliğini severmisiniz bilemiyorum.


SperMan'in biraz dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama o hep var, yine yepyeni hikayelerle mutlaka
geri gelecek ve bu kez neler yapar, ne işlere bulaşır bilemiyorum. Ama o artık dinleyenlerin "onsuz
olmaz"larından biri haline gelmiş, dolayısıyla başka albümlerde sizi ondan mahrum bırakmayacağım.
Şimdilik yeni karakterim MARK.A ile tanışın bakalım

Buğu: 2006 yılında Sen, Rapozof ve Sansar bir araya gelip ortak bir proje (3ün 1i) yaptınız buna benzer bi
proje ilerki zamanlarda olabilir mi?

U.L.a.Ş: Bilmiyorum, şu an için böyle bir proje yok. Kesin olur ya da hayatta olmaz diye cevap verebileceğim bir
soru değil bu. Akışına göre değişir. Kaldı ki, o bahsettiğin albümde gayet spontane bir şekilde karar
verilmiş, ne kayıtlarına, ne teknik işlemlerine çok fazla özen gösterilmemiş, sadece "biz eğlendik ve
sizinle paylaştık" kıvamında sizlere içten gelip sunulmuş bir albümdür. Şimdi olmaz derim, bir bakmışsın
yarın böyle bir albümün kayıdına başlamışım, yani bu yüzden bilemiyorum. Ama yakın tarihte böyle bir albüm
yapmakta istemiyorum diyebilirim. Şimdilik plan dışı bir fikir bu.


Buğu: Ankaraya gerek konser için, gerek diğer işlerin için bir çok kez geldin. Ankara hakkında
düşüncelerini öğrenebilir miyiz?

U.L.a.Ş: Ankara'da çok özel zamanlarım geçti. Müzikal anlamdan ziyade duygusal anlamda. Söylediğin gibi 1-2 kez
konser için de geldim Ankara'ya, zaten sonuncusu da haziran başındaki organizasyondu ve korkunç güzel
bir elektrik aldım seyirciden. Bilmiyorum, ben Ankara dinleyicisini seviyorum. Bana eğlenmeyi
biliyorlarmış ve gerçekten kasılmak için değil de, seni dinlemek için geliyorlarmış gibi geliyor ve
bu durum sahnedeki kişinin performansını da pozitif biçimde doğrudan etkiliyor.

Müzikal içerik dışında Ankara'yı seviyorum çünkü özgürlüğümü ve onurumu borçlu olduğum insan orada
yatıyor, kavgalarına saygı duyduğum yaşıtlarımken öldürülen genç ve bağımsızlık aşığı değerler orada
yatıyorlar. Ankara'da yaşasam 1-2 ayda bir hepsini ziyarete gider her biriyle biraz dertleşirdim.
Mesela M. Kemal'e gider, "emanet ettiklerine doğru düngün sahip çıkamadığım için özür dilerim, ama
bu yolda ölmek gerekirse eğer onu da onur duyarak yapacağımdan şüphe duymamanı isterim. Biz günümüzün
gençliği senin "... işte benim anladığım Türk Genci budur." betimlemendeki gençler olamadık. Basit
nedenlerle birbirimize girdik, para ve materyal bağımlısı yapıldık, mezun cahillere dönüştürüldük, ezildik,
sömürüldük, aşşağılandık ama senin ve 68'in yaptığını yapıp "DURUN BAKALIM!" diyemedik. Gerçekten özür
dilerim ATA'm, sana layık bir nesil olamadık..." derdim ki dedim de zaten. Son haziran konserinden sonra
o yol yorgunluğu, üstüne sahne yorgunluğu ve uykusuzluk ile ANIT KABİR'e gittik. Orada olmak gurur vericiydi,
ama bir o kadar da bu dönemin bir genci olarak utanç vericiydi. ATA'sına layık olamamış, pısırık, aklı karı
fikri para olmuş, cahil ve bedbah yeni genç neslin ferdi olarak orda olmak hoş değildi. Yine de O'nunla dertleşmek,
ondan özür dileyebilmek güzeldi. İşte bu yüzden seviyorum Ankara'yı. Varlıklarına ve bıraktıklarına çok saygı
duyduğum bir çok insan yatıyor orada.

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Buğu: Birçok konserlerde yer aldın, bize konserlerde başından geçen değişik bir olay varsa anlatırmısın?

U.L.a.Ş: Saf ve karşılıksız sevgi. Bundan daha garip ve değişik birşey olabilir mi günümüzde? Kaçınız bunu
yaşayabilir ki? Her sevgi karşılık bekler oldu, her ilgi, her yaklaşım. O konserler de çoğu zaman
seni anlattıkların için, anlattıklarında kendinden birşeyler bulduğu için seven ama karşılıksız seven
yüzleri görüp onlarla merhabalaşıyorsun. Bu günümüz standartlarında korkunç az rastlanan, nesli tükenmekte
olan bir durum ki tek başına bile yeterince değişik, yeterince ilginç.

Ama illaki bir olay dersen, son Ankara konserinde yaşadım. İçerde prova yaparken bir arkadaş kendi
sitesi için röportaj yapmak istedi. İçerisi gürültülü olduğu için dışarıda, mekanın yan tarafındaki
apartmanın otoparkında röportajı gerçekleştirdik. Daha sonra tekrar mekana girmek isterken,
organizasyondaki ufak bir pürüz nedeniyle içeri almadılar beni. Tartışırken adının Cem olduğunu
öğrendiğim oranın güvenlik müdürü ile yumruklaşma evresine geldik. Sonra olaylar yatıştı, içeri girerken
onu yeniden gördüm. Tartıştığım için de üzgündüm çünkü abim yaşında adamdı, bize büyümüzle didişmek
yakışmaz, ama işte sinirlendim o an. Tam içeri girerken bana adımı sordu. Ulaş dedim. Yüzü değişti,
"Ulaş çok özel ve anlamlı bir isimdir bilirmisin?" diye sordu. Ne demek istediğini çok iyi anladım. Belli ki,
'78 kuşağındandı, yani '68 olamazdı, çünkü yaşı müsait değildi. Hoş benim sahnemden sonra biraz lafladık,
dayısı '68'de Deniz'le beraber yargılanmış. O konuda da baya dolu birisiydi ama onun söylemek istediği şeyi
anladığımı fark edince kısa ama dolu bir sohbet geçti aramızda.

Neyse, dediğim gibi,"özel bir isimdir Ulaş, bilirmisin?" diye sorunca ben de "Bilirim" dedim. İsmin özelliği de
dönemin SOL görüşlü gençlerinden, ODTÜ öğrencisi, İstanbul'da öldürülen Ulaş Bardakçı'dan geliyordu. Bilirim, dedim.
"Zamanında çok ana baba çocuğuna biraz hüzünle, ama daha çok gururla koyardı Deniz, Mahir, Ulaş ismini" dedi.
Ben de, o zaman sen sahnedeyken beni dinle, beğenebileceğini düşündüğüm 1-2 şarkı söyleyeceğim dedim.
"Orada, hatta sahne de olacağım" dedi. Gerçekten de ben sahneye çıktığımda oradaydı. Zaten güvenlik şefiymiş.
Neyse, Tarih ve Bu Beyler şarkısını okumadan bir küçük konuşma yaptım. Bu konuşma esnasında yanıma geldi,
terimi sildi, bana sarıldı, elime bir kağıt sıkıştırdı. Hayatımda ilk defa biri sahnede elime bir kağıt sıkıştırıyordu.
Hani pop sanatçılarında filan olur, program yaptıkları mekanlarda ellerine istek parçası yazan kağıtlar tutuşturulur.
Aynen öyle, sarıldı, terimi sildi, kağıdı tutuşturdu ve uzaklaştı. Merak ettim, Tarih şarkısını söylerken bir
yandan da çaktırmadan kağıdı açtım, okudum. İçinde "HELE ULAŞ'A, ULAŞ'A. ULAŞ BENZER GÜNEŞE" yazıyordu
(bu, o dönem öldürülen Ulaş Bardakçı adına yazılmış bir ağıt-türkünün sözlerinden alıntıdır), altında da
"SAKLI KENT'TEN CEM ABİN, NE ZAMAN NEYE İHTİYACIN OLURSA" notu iliştirilmiş ve en altta da kendi cep
telefon numarası yazıyordu. Bilhassa o türküdeki sözleri okuyunca feci duygulandım. Hayatımda ilkkez
sahnede ağlamamak için feci mücadele ettim, zor ama hiç unutulmayacak, özel bir andı benim için. Sağ
olsun, Cem Ağabey'i de hiç unutmayacağım. Yüzyüze de söyledim ama ona el kaldırdığım için ve kötü
söz söylediğim için de tekrar özür dilerim. Umarım ki affetmiştir beni. Yolu açık olur inşallah. İşte son dönemde
yaşadığım en ilginç ve hoş anı budur.


Buğu: Senin siyasetle ilgilendiğini biliyoruz, siyasi görüşlerin hakkında bize bilgi verebilir misin?

U.L.a.Ş: Şu soru bile ne acı aslında biliyormusun? "Senin siyasetle ilgilendiğini biliyoruz!!!" Sanki bu
özel bir şeymiş gibi. Ya sen? sen ya da o? Siz ilgilenmiyormusunuz?

Eskiden, çocukken, yani bir çeşit salakken, asalakken hep bununla böbürlenirdim. "Valla benim siyasetle
işim olmaz, ben işime bakarım" diye düşünürdüm. Sonradan farkettim ki, ne kadar zavallı bir tavırmış.
Bu ülkede ki her genç siyasetle, ülkesiyle ilgilenmek ve M.Kemal'in tüm devrimlerini korumak,
geliştirmek ve yüceltmekle görevlidir. Bu bir tercih meselesi değil, ödevdir! Ama sağ görüşlü olursun,
ama sol görüşlü olursun, ama liboş (liberal) olursun, ama sosyalist olursun, ama dindar olursun, ama
ataist olursun. Ama her şeyin üstünde sana özgürlüğünü, bayrağını, kimliğini, BAĞIMSIZLIĞINI!
kazandırmış bu lidere (GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK) ve devrimlerine layık olmak zorundasın. Yani siyasetle
ilgilenmek ödevindir, çünkü bu ülkede dış kaynaklı çok fazla sarıklı, mandacı, bıyıklı, ama ahlaksız, ama gurursuz,
ama satılmış insan yaşamaktadır, ve hatta güzel şartlarda yaşatılmaktadır! "Dahili ve harici düşmanların
olacaktır!" sözünde M.Kemal sana önceden bu durumu haber de vermişken, götünün üstüne oturup, hayatı şu
kızı nasıl yatağa atsam, ulan şu kadar parayı nasıl kazansam, ulan nasıl şöhret olsam, ulan nasıl köşeyi
dönsem diye basit hesapların peşinde tüketmek "DAMARINIZDAKİ ASİL KANA" yakışmamaktadır. O yüzden, ben
eminim ki sizler de en az benim kadar ülkenizle, siyasetle ilgilisinizdir! Çünkü söz konusu olan bağımsızlıktır,
cumhuriyet kazanımlarıdır, çağdaş medeniyetler seviyesi olarak belirlenmiş hedefin saptırılmasıdır. Herkes
takkesini önüne koyup 5 dakika düşünmek ve aklını başına devşirmek zorundadır.

Aslında ben erkekleri geçtim, bayanların sessizliğini anlayamıyorum. Mesela geçen gün hepinizin bildiği
bir olay yaşandı televizyonda. Bir genç kız "Humeyni'yi seviyorum ama Atatürk'ü sevmiyorum" dedi. Yani
bu cümleyi genişletecek olursak. "Bana özgürlüğümü veren, Avrupa'da kadına seçme ve seçilme hakkını ilk
veren ülkelerden birinin lideri olan, beni yücelten, 3. sınıf hayvanlıktan, erkeğin malı olmaktan çıkarıp
bana bir kimlik kazandıran, iş sahibi olmamı, eğitim almamı, toplumda bir birey olarak var olmamı sağlayan
Mustafa Kemal'i sevmiyorum ama erkeğe hizmet etmem gerektiğini savunan, gerekirse mal gibi alınıp,
bırakılabileceğimi söyleyen, getirdiği kanunlarla araba bile kullanmasına izin verilmeyen, hasta
olduğunda kocasından imzalı kağıt götürmeden tedavi bile edilmesi yasak olan, seçme ve seçilme hakkı
zaten olmayan, bir maldan farksız olan kadını yaratan Humeyni'yi seviyorum" dedi. Hadi erkek için neyse
de, bir kız bunu söyleyecek hale nasıl getirilebilir? Ben özgür ve kimliği olan bir birey değil, erkeğin
malı olmak istiyorum diye güdümlenmiş bir kız nasıl olabilir hayretle izledim. Ama ondan çok şaşırdığım
Türk gencinin, Türk kadınının sessizliğiydi! Sustular, mesela müzik forumlardın da, şu "serbest kürsü" başlıkları
altında filan sen gördün mü Türk genç bayanların bu konuda söylemlerini, ben rastlamadım. Ama inan aradım. Acaba
ses çıkarırlar mı diye, araştırdım, gezdim biraz. Yok ama, yok altımdaki ne yemiş, yok üstümdeki ne sıçmış vs...
Bunlara kesinlikle karşı değilim, hatta olmalarının şart olduğunu düşünüyorum ama hal bu iken bu denli duyarsız
olabilenlere çok şaşırıyorum, üzülüyor ve onlar adına utanıyorum. Zaten bahsettiğimiz Humeyni aşığı, bağımsızlıktan
ve insan olmaktan rahatsız olan sevgili kardeşimize de Kanada anında vatandaşlık verdi! Çünkü zaten Amerika'nın ve
Amerikan yaltakçılarının duymak istediği şeyi söyledi!

Hal böyleyken, durum buyken, benim siyasetle ilgilenmem değil, her kim ilgilenmiyorsa onun siyasetle
ilgilenmemesi tuhaf, üzücü ve hatta ayıptır!

Soruda sorduğun şahsi siyasi görüşümün bir önemi yoktur. Kişlerin sol - sağ vs... kişisel tercihleri
olabilir. Ama ortak noktamız tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir ulus ve hukuk devletinin varlığını
yaşatmak ve ebedi kılmaktır. Şöyle biraz dününüzü ve sonra gününüzü inceleyin. Bu saydığım maddelerden
(Tam bağımsız - gerçekten demokratik - hukuk ve ulus devleti) hangileri tam olarak mevcut sizce? Bu doğrultuda
dününüze - gününüze baktıktan sonra çocuklarınızın yarınını düşünün biraz, sonra da siyasetle ve
ülkenizle ilgilenmediğinizi kendinize tekrarlayın. Yapabiliyorsanız, e aşk olsun, sizede bir Kanada
vatandaşlığı hakkı yakışır o zaman!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.yedihuzun.com\forum
...feys...
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 27/07/09
Nerden : KOC4EL1

MesajKonu: Geri: U.L.a.Ş Röportajı   Çarş. Tem. 29, 2009 7:38 pm

Buğu: Bugune kadar rap müzik adına kimlerle çalıştın?

U.L.a.Ş: Çalışmak istediğim, (doğru şarkı için doğru isimler şeklinde) neredeyse herkesle çalıştım. Benden
desteğini esirgemeyen bu arkadaşlarıma da yeri gelmişken tekrar teşekkür ederim.


Buğu: Gerek rap olsun gerek başka müzik türleri olarak kimleri dinlersin?

U.L.a.Ş: Zülfü Livaneli, Edip Akbayram gibi isimleri çok seviyorum. Sıklıkla dinlerim. Onun dışında klasik batı
müziği, Türk Sanat Müziği'ni çok dinler ve beğenirim. Burda tek tek isim vermemin bir anlamı yok ama
genel hatlarıyla bunlar Rap dışında dinlediklerim diyebilirim.

Rap olaraksa Dr Dre, Timbaland, Pharell, S. Storch Prodüksiyonuysa eğer mutlaka dinlerim. Müziğin özel
yeteneklerini takip etmeyi seviyorum ve bu prodüktörler hakikaten işinde haddinden fazla yeteneğe sahip
prodüktörler. Hani Ajdar'a albüm yapsınlar, onu da dinlerim. Adamların dokundukları sihirli bir şekilde
çok iyi hale geliyorlar. Kısaca bunlar.

Buğu: Hayatında müzik dışında, etkilendiğin sana anlamlı gelen olaylardan ötürü müziğine yansıttıgın bir
şarkın varmı ve etkilendiğin şey(ler) nedir?

U.L.a.Ş: Bir çok şey var, ve tabi neredeyse tüm şarkılarım. Ben onlarca hikayenin bütününden oluşuyorum.
Behçet, SperMan, Mark.A, vs...vs... her biri aslında hayatın içinden etkilendiğim şeylerin egzejere
edilerek şarkılaştırılmış halleridir.

Bir de tabiki Kurtuluş Savaşı'nı veren Türk'lerden çok etkileniyorum. Bu ne büyük fedakarlık, bu ne
büyük bir erdemdir. Çıplak tende taşınan top mermileri, Hasan Tahsin'ler, Kubilay'lar. İsimsiz lise
talebeleri, orta okulda öğrenciyken şehit düşenler. Ve asıl Türk kadını. Bağımsızlığına göz dikenlerin
gözünü oyan Türk kadını, şimdikiler gibi araba camı gibi gözlük takıp, dudağına parlatıcı sürüp,
dününden bir haber, ağzı bir karış açık olanlardan değil. Hakikaten önünde saygıyla eğilecek savaşın
anahtarı Türk kadını. Tabi ki koca bir ulusu ayaklandıran, adına "bulunduğu yerde vurula" emri ile
idam cezası çıkartılan. Dünya'nın belki de en büyük devrimcisi, emperyalizme yenilginin en büyüklerinden
birini yaşatan M. Kemal ve silah arkadaşları.

Aynı zamanda '68 gençliğinden de çok etkileniyorum. Birebir her biriyle aynı siyasal görüşe sahip
değilim. Hatta bir çoğunu bazı siyasal yaklaşımlarından ötürü eleştiriyorum. Ama o cesaretleri, o
bağımsızlıklarına göz dikenlere verdikleri büyük ders, Amerikan Askerlerini denize döküşleri,
Samsun-Ankara arası Mustafa Kemal ve Bağımsızlık yürüyüşü ve daha niceleri... Ama bundan da önemlisi
bilgelikleri.

Mesela Mahir Çayan, Harun Karadeniz, vs... Adamlar daha 20'li yaşlarının başlarında birer teorisyen
gibiler. O kadar çok okumuşlar, o kadar çok bilgi birikimleri var ki, belki bu günün profesörleri
önlerinde diz çökmeliler. O dönemi bizzat yaşamış bir büyüğüm anlatırdı. "Bizler kitapları kapışırdık ve
okuyup tartışır, bilgilerimiz üstüne yeni düşünceler üretirdik. Fikir Klüplerinde yapılan kitap alış
verişi inanılmazdı. Yeni bir kitap geçince elimize nasıl sevinirdik anlatamam. Çünkü bu Dünya'yı anlamak
için, bilgi birikimi için, yeni bir ek demekti. Hemen eve koşar, yemek yemeden okumaya başlardık" diye, uzun uzun
dönemin kendini geliştirme ve aydınlanma yarışında olan gençlerini tasfir ederdi.
Bir de şimdiki nesle bak, evlerinin dibinde kitapçı dolu. Girip içeri, 3-5 kitap alanı ve okuyanı kaç
tane? Bazen konuştuklarım oluyor ve bana "ya daaa 3. sayfada sıkılıyorum pffff" diye garip bir Türkçe ile
dert yanıyorlar. Hal böyle olunca da, başa türbanda geçirirler, kıça ...... da!!!

Bir milleti sadece ordunla işgal edebilirsin diye bir şey söz konusu değil. Kültürün ya da ekonominle de işgal eder ve
sömürgen haline getirirsin. Öyle bir noktaya gelir ki, o ülke, o ülkenin halkı senin vereceğin krediye,
senin vereceğin paraya, onaya muhtaç hale gelir. Tek sözünle borsası sallanır, tek rican ile ilericilerin ve
bağımsızlık düşkünlerinin ipi çekilir ve daha nice yaptırım gücü... Ve bir milleti bu hale getirmenin en kolay yolu da
halkını, bilhassa gençlerini asalak hale getirmektir. Marka bağımlısı, seks düşkünü, T.V.'de 3. sınıf yarışma ve
dizilerin bağımlısı, okumayan, öğrenmeyen, ilgilenmeyen, tartışmayan, stresli, kavgacı, üretmeyen, tüketici bir
nesil yaratırsın. Ondan sonrası kolay zaten. İşte "Atatürk'ü sevmiyorum." dedirtirsin susarlar, Atatürkçüleri
çetecilikle yargılarsın susarlar, Cumhuriyet'in savunucu ayaklarından biri olan ordunun mensubu askerlerinin başına çuval
geçirirsin susarlar. Şu gün olanların bin de biri 1968'li yıllar da olsa yer yerinden oynardı. Sadece Amerika'nın 6.filoyu
taşıyan gemisi İstanbul (ve İzmir) açıklarına demirledi diye İstanbul'da yaşananları bir okusun gençler. "Deniz'lerin,
denize dökme hikayesini incelesinler". Şimdi korkum odur ki, yarın işgal ordusu (ki gerek yok, yukarda anlattığım model
daha masrafsız ve kolaydır) ülkeye dayansa, gençler yine T.V. başında magazin, yarışma programı ve çakma dizileri izleyerek
sessiz kalacaklar ve kolayca kandırılacaklardır. Petkim satıldı sustular, Türk Telekom satıltı sustular, limanlar satıldı
sustular vs... Ama bak şimdi "elektriğe %22 zam mı olur ya..." diyenler oluyor. Az bile, niye olmasın? Adama sen satarsan
neyin var neyin yok, adam da derki "valla aşağısı kurtarmıyor be". Sonra da sorarsan salak gibi "kardeşim burası uganda mı,
bu ne başına buyrukluk, babanın malı mı orası?" adam da derki "yo bizzat benim malım, sen sattın, gençlerin sustu, ben de
kafama göre çakıyorum zammı, ya ödersin, ya mum dikersin!"

Çok güzel bir söz vardır. "Her millet hak ettiği gibi yönetilir." Yani millet önce bağımsız, demokratik, ilerici, Atatürkçü,
hukuka bağlı ulus devletini ve insan gibi yönetilmeyi hak etmeli!

Özetle şarkılarımda da, şarkılar dışında yazdığım makale vs... gibi yazılarda da bunlardan etkileniyorum.


Buğu: En son pit10un albümünde düetin vardı. Bandrollü albüm çıkana kadar seni başka
kişilerin albümlerinde görecek miyiz?

U.l.a.Ş: Evet, olabilir. Yani her teklif edenle düet yapmıyorum. Beni içerik olarak ikna etmesi lazım. Yani sırf
U.L.a.Ş ile düet olsun diye düet yapmak isterlerse yapmıyorum. Ben kendi albümümde de şarkısına göre
düet yapıyorum. Mesela sosyal içeriği olan bir şarkıda, benzer türde şarkı geçmişi olan Saian'ı alıyorum düete.
Ya da elektro gitar motiflerinden hoşlandığını biliyorum Esin'in ve beat içinde elektro gitar olan bir
şarkı varsa alıyorum Esin'i düete. Yoksa dur lan bir de Esin'le düet yapayım diye değil. Pit10'da
doğru beat ve projede teklif etti birlikte çalışmayı,ben de seve seve kabul ettim. Bana sadece "U.L.a.Ş feat.
yapalım mı moruk" diye gelenlerle çalışmak istemiyorum. Bir kurgusu olmalı, benim o şarkıda olmamın bir mantığı olmalı.
Ama mutlaka ileride de göreceksinizdir bu tür ortak çalışmaları.


Buğu: Rap camiasında kızgınlık duyduğun kişiler var mı ya da sana kızgınlık duyan kişiler?

U.L.a.Ş: Var. her iki sorunun cevabı da; evet, var.


Buğu: Son olarak seninde söylemek istediğin bişeyler varmı?

U.L.a.Ş: Okuyun, araştırın, bilginin peşinde koşun, boş işlerin değil. Ve hak edene hakkını verin. Arkadaşınız
diye adam kayırmayın. Kim iyiyse ona hakkını verin. Ki ilerde sizlerde bu hakkı talep edecek yüzü bulun.
Çünkü hayat çok tuhaftır, bir gün bir bakmışsın, hakkını yediğin adama işin düşmüş! O yüzden kaypak değil,
adam gibi adamlar olun. Ülkenize ve M. Kemal devrimlerine, bağımsızlığınıza sahip çıkın. Her şeyin en
iyisini hakkettiğinizi dosta düşmana gösterin, ispatlayın. Tükettiğinizden fazlasını üretin. Ama hepsinden önce
ön yargılarınızı törpüleyin. Sırf bir tanıdığınızdan hakkında kötü referans aldınız diye başka birine olumsuz
yaklaşmayın. Hepinizin birer beyni var, onu kullanın, kendiniz tartın. Kaliteli olana hakkını verin, kalitesiz
olanı daha kaliteli olması için teşvik edin. Yok etmeyin, ama aynı zamanda yaltakçılık yapıp, şak şakçısı da olmayın.
Eleştirin ama küçük düşürmek için değil, eleştirdiğiniz kişinin ya da objenin daha doğrusunu yapması için ön ayak
olarak. Konuşun ama bilmeden değil. Kulaktan dolma, doldurulma, bilgi ve yargılarla değil, kendinizin bizzat tecrube
ettiği doğrularla ve somutlarla konuşun.

Ben şahsıma ve ekibime göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ederim, Kolay gelsin.
Kalın sağlıcakla...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.yedihuzun.com\forum
Sponsored content




MesajKonu: Geri: U.L.a.Ş Röportajı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
U.L.a.Ş Röportajı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Hilary Duff Röportajı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
turkishhiphop :: Türkçe RAP :: Röpörtajlar-
Buraya geçin: